Salı 10 Ara 2019

Akademik Değrlendirme Jürisinde Aldığım Görev

Yazdır PDF

Yukarıdaki açıklama sırasında kullandığım bir terim dikkat çekicidir : Akademik Kimlik.
Y.Ö.Kanunu ile birlikte 2809 sayılı bir başka kanun daha yürürlüğe giriyordu. Üniversiteler Teşkilat yasası olarak bilinen bu yasa ile kurulan konservatuarlarda akademik unvanların
nasıl kazanılacağı, geçici 10.maddenin 2.fıkrasında açıklanmıştı. Başlık şuydu : “Öğretim
Üyeliğine Yükseltilecek Sanat Dalları Öğretmenleri Hakkında Yönetmelik”.   Uygulamaya
konulmuştu.Bu işin eşgüdümü için Mimar Sinan Üniversitesi Rektörlüğü görevlendirilmiş
bulunuyordu. Başvurular başlamıştı .Diğer taraftan Üniversitelerarası Kurul,  sanat dalları değerlendirme jürilerini oluşturuyordu. 5 Mart 1984 günlü yazıda, bütün sanat dallarında kurulmuş olan  jüriler ; uygulanacak kurallar ve izlenecek yol (prosedür) açıklanıyordu. Bizi ilgilendiren  Müzik Jürisi olmalıydı. Bu jüri 5 asil ve 3 de yedek üyeden oluşuyordu.

ASİL ÜYELER
Prof.Dr.Erfuz EDGÜER [Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi]
Prof.Dr.Altan GÜNALP [Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi / ÖSYM Başkanı]
Prof.Dr.Ayhan SONGAR [İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi /TRT Yön.K.Üyesi]
Prof.Dr.Ahmet SONEL [Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi]
Prof.Dr.Kenan ÖNEN [İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi]
YEDEK ÜYELER
Doç.Güner YAVUZ [Yıldız Üniversitesi Mimarlık Fakültesi]
Doç.Yavuz AKSOY [Yıldız Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi]
Prof.Dr.Oğuz ONARAN (?)

İlk toplantı Mimar Sinan Üniversitesi’nde 19.3.1984 günü yapıldı. Toplantıda Sonel yok.
Katılan Önen ise istifa ederek jüriden ayrıldı. Bu konuyla kendisinin hiçbir ilgisi ve bilgisi yok iken niye bu jüride yer aldığını bir türlü anlamamıştı. Onaran ise hiç görülmedi. Bunun sonucu olarak jüri yeniden şekillendi ve Prof.Dr.Ayhan Songar Başkan seçildi. Bu jüride, Güner ile birlikte ASİL ÜYE olarak yerlerimizi almış olduk. SONGAR’ın Teşvikiye’deki evinde birkaç toplantı yaptık. Bunlardan birine YÖK Başkanı Prof.Dr.İhsan Doğramacı da katılmıştı. 21.1.1985 günü yapılan son toplantıda üç tür liste düzenlenerek (ki bunlar unvan verilenler ; verilebilecek olup evrakı eksik olanlar ; unvan alamayacak olanlar şeklindedir) dört üye tarafından imzalanarak başkana teslim edildi. Sonuç olarak, bu çalışma sonucunda 168 kişiye profesör, doçent, yrd.doç.gibi unvanlar verilmişti. 38 kişinin isteği reddedilmişti. Bu listeler ertesi günün gazetelerinde yer alınca ortalık karışacak, çeşitli başlıklar atılacaktı. Bir örnek (Milliyet Gazetesi) :

Sanatçılarla İlgili Liste
Geniş Tartışmalara Yolaçtı
YÖK kondu profesörlük YÖK’ü karıştırdı
* Bu tartışmalar üzerine YÖK Başkanı Prof.İhsan Doğramacı, henüz
böyle bir kararın olmadığı ve söz konusu listenin iki ayrı kurul tarafından
yeniden inceleneceği yolunda açıklama yaptı.
[Haberi 10.Sayfada]

Altında da, bizim imzalarımızın da bulunduğu ve tarafımızdan düzenlenmiş raporun sunuş sayfası da görüntülenmiş.

Bunun üzerine birden bu camianın gündemindeki insanlar oluverdik. Arayanlar, soranlar, ne olup bittiğini öğrenmeye çalışanlar sizin peşinizde. Oysa bu bir gazetecilik başarısıysa, buna neden olan bizlerin bir günahı olmadığı halde, bazı çevrelerce de suçlanmıştık. Bu jüride iki doçentin (benim ve Güner Yavuz arkadaşımın) bulunması YÖK için bir savunma konusu olarak kullanılacaktır. Şöyle bir yorum getirildi ve dendi ki, doçent unvanı olan bir kimse profesörlük unvanı tevcih edemez. Gerçekte bu doğru bir savdır. Ancak bunu daha jüriler oluşturulurken düşünmeleri gerekiyordu. Bu gerekçeyle jüri, YOK Başkanlığının bir kararı ile,  Ankara’da, 23 Şubat 1985 günü, Hacettepe Üniversitesi’nde toplanacaktı. O gün Güner Yavuz ile birlikte Ankara’ya trenle gittik ve çok da güzel karşılandık.Ankara Garı’ na makam arabası gönderilmişti. Hacettepe Üniversitesi’ne ait misafirhaneye giderek, bize ayrılan odalarımıza yerleştik. Toplantı öğleden sonra gerçekleşti. Toplantıyı Doğramacı yönetiyordu. İlginç anlar yaşandı. Biz iki doçenti dışlayıp, profesör yükseltmeleri için jürideki diğer üç profesörün yer aldığı çalışma grubu, yeniden bir rapor yazarak, sadece 5 kişinin profesör olmasına karar veriyordu. Bunlardan biri de, başvuru bile yapmamış olan Dr.Nevzat Atlığ hocamdı. O tek başına bütün bir Türk Musikisi camiasını temsil ediyordu. Karşısında batı musikisinin güçlü adları yer almıştı ki bunların başında da sayın Adnan Saygun geliyordu. Daha da ilginç bir yenilik yaşandı. Cüneyt Gökçer bir tiyatrocu idi ve o alanda kurulmuş bir jüri yoktu. Onu da bu jürinin ilgi alanına sokup, Gökçer’i de böylece profesör yapıyorlardı. 80 yaşının üzerindeki Cemal Reşit Rey ve Necil Kazım Akses, İlhan Usmanbaş da profesör oluyorlardı. Bundan sonra artık, akademik yükseltmeleri bu prof.lar yapacaktı. O gün ve akşamı büyük rezillikler yaşandı, olmayacak uygulamalar kalıbına uydurularak, kişilerin kaprisleri ve yönlendirilmesi sonucu pek çok haksızlıklar yapılarak bazı sonuçlar alındı. Bütün bunlarda Doğramacı baş rol oyuncusuydu. Güner arkadaşımla birlikte, büyük bir hayal kırıklığı ve küskün bir şekilde ve yine trenle İstanbul’a döndük. . Tek tesellimiz, bu son bölümde oynanan komedide bizim adlarımız ve imzalarımız yoktu.