Salı 10 Ara 2019

Kabataş Erkek Lisesi Yılları

Yazdır PDF

[1947 – 1955]

1947 yılı sonbaharında Beşiktaş Orta Okulu öğrencisi oluyorum. Babam kayıt sırasında Fransızca dilini seçtiği için, bütün öğrenimim süresince yabancı dil olarak Fransızca öğrenmeye çalışacağım. Bu seçim o kadar önemli ki, yıllar sonra, yani neredeyse 30 yıldan sonra bile doçentlik sınavına Fransızca dilinden girmek zorunda kaldım. Orta Okul, Ortaköy yolu üzerinde, deniz kenarında, saraydan kalma binaların okula dönüştürülmesiyle oluşan binalardan biri ; ortadaki. Ortadaki ; çünkü Ortaköy tarafında Kabataş Erkek Lisesi ve diğer tarafta da Galatasaray Lisesi’nin yatılı İlk ve Orta Okulu var. Bunlar Yıldız Sarayı ile bağlantılı ve Feriye Sarayları olarak anılıyor. Onların öncesine Denizcilik Yüksek Okulu ve Beşiktaş’a doğru, o tarihte İstanbul’un biricik futbol stadyumu, ünlü Şeref Stadı var. Toprak bir saha ve yıllar önce yanmış ve harap durumda bulunan Çırağan Sarayı’na ait bir yer. O zaman sınırlı da olsa belirli hatlara tramvay çalışıyor. Bunlardan biri de Ortaköy-Aksaray. Gerektiğinde bundan yararlanıyoruz ama okula genellikle yürüyerek gidip geliyoruz. Bu tramvaylar iki vagonlu; öndeki kırmızı renkli ve 1.mevki. Arkadaki yeşil renkli ve 2.mevki. Öndekinde koltuklar deri kaplı, arkadakinde tahta. Öndekinde bilet fiyatı arkadakinin iki mislisi. Ayrıca öğrenci ve er için önde indirim yok. Arka vagonda 3 krş. Bazı hatlarda da belediye otobüsü çalışıyor.

Ayrıca vapurlarla deniz taşımacılığı yapılıyor. Okula giderken kravat takıyor, şapka giyiyoruz. Bunlar zorunlu. Şapkalarımızın kenarları yeşil bantlı. Bu düz orta okullu olduğumuzu gösteriyor. Örneğin Ticaret Okulu’na gidenler mavi, Teknik Okul’a gidenler kırmızı bantlı şapka giyiyorlar. Başka da var mıydı bilemiyorum. 1947 yılı böyle geçiyor.

1948 yılı bizim için önemli bir sürprizle başlıyor. Çünkü teyzem oğlu Yılmaz Kaya aramıza, ailemize katılıyor. O da artık bizimle yaşayacak ; öğrenciliğini burada sürdürecek. Onun kaydı da Beşiktaş Orta Okulu 2.sınıfına yaptırılıyor. O yıl Yalçın kardeşim de ilk okulu bitirmiş orta okula başlıyor. Böylece üç kardeş birden Beşiktaş Orta Okulu öğrencisi olarak bir birliktelik oluşturmuş bulunuyoruz. Yılmaz yaşça biz iki kardeşin tam ortasına düşüyor ama kavruk büyümüş olduğu için boyu ancak bizim omzumuza kadar geliyor.

O tarihlerde çok büyük sanatçılar çıktı ortaya. Bu arada radyo bize,  onları dinleme olanağı sağlıyor. Münir Nurettin Selçuk, Ahmet Üstün, Safiye Ayla, Hamiyet Yüceses, Müzeyyen Senar ve Perihan Altındağ Sözeri as sanatçılar. Bir de bunların alt kadroları var. Bunlara bir süre sonra Zeki Müren de katılacak. Bu sanatçılardan birinin her akşam bir konseri var. Ben de, o tarihlerde, bunları izleme, dinleme ve bir zaman sonra da onlarla birlikte şarkı söyleme merakı başladı. Musiki yaşamıma başlangıç böyle gerçekleşmişti. Bunun ayrıntılarına ayrı bir özgeçmiş yazarak devam edeceğim. Yine buna koşut olarak, her hafta bir sanat dergisi izliyoruz. Bu dergide sanat dünyasından ve sanatçılardan haberlerin yanısıra şarkı sözleri ve notalar da yayımlanmaya başlıyor. Bunlar çok ilgimi çekiyor. Onları biriktiriyorum. Okuldaki musiki derslerinde öğrendiğimiz bilgilerden yola çıkarak, bu notaları anlamaya çalışıyorum. Bir defter edindim ; şarkı notalarını oraya yazmaya başladım (o defter hala duruyor). Bu ilgim ve musikiye karşı olan öğrenme tutkusu giderek daha da gelişecek ve bir gün kendimi kucağımda bir ud çalarken bulacağım. Nota ve nazariyat bilgilerimle udun ses düzenini çözümledikten sonra, biraz da babamın katkısıyla, artık kendi kendime ud çalmayı öğrendiğimi söyleyebilirim.

1949 yılının bizler, yani ailemiz için önemli bir yıl olduğu söylenebilir. O yıl babam emekli oldu. Bir miktar emekli ikramiyesi aldı ve onunla bir ev alma çabası içine girildi. Bir zaman sonra, halen oturduğumuz semtte, Fırın Sokak’ta bir eski ahşap konak için pazarlıklar yapılarak satın alındı. Ahşap konak hayli harap ve bakımsızdı. Bir de saraylı teyzemiz olmuştu. O konağı satın aldığımız eski sahiplerinin teyzeleri olup, babama emanet edilmişti. Tam girişte tek göz bir odada kalıyordu. 80 li yaşlarındaki Melekşah Hanım uzun süre bu evde yaşadı ve bir gün ayrıldı ; gitti. Birkaç yıl sonra gazetedeki bir haberden, Mecidiyeköy’deki kaldığı evde yanarak öldüğünü öğreniyoruz. Fırın Sokak’taki  22 no.lu bu ev tarafımızdan onarıldıktan sonra, ailemizi barındırmaya hazır hale geldi. Artık bizler bu mahallenin, bu sokağın, bu evin yerli ahalisi olmuştuk. Babam akıllıca bir iş yaptı ve nüfus kayıtlarımızı Beşiktaş’a getirtti. Bu bize ömür boyu hayli kolaylıklar sağladı. Nur içinde yat babacığım ! Zaman çok şeyleri değiştiriyor. Çok uzun yıllar kullandığımız o bina sonunda yıkılarak, yerine 11 daireli bir apartman kondu. Bunun bir dairesi (8), hala benim mülkiyetimde bulunuyor.

1949 yılında alınan ahşap konağın ön cephesinin ve girişteki mermer basamakların görüntüsü ...
Evin önündekiler annem Perihan Aksoy ve Alev ... Alev 3 yaşlarında ... Demek ki yıl 1965 ...

Orta Okulun son sınıfında okulumuz Kabataş Erkek Lisesi ile birleştirildi ve bizim okulumuz artık bu lisenin orta kısmı olmuştu. Bizler de böylece Kabataş Erkek Lisesi gibi çok saygın ve köklü bir lisenin öğrencileri olmuştuk. 1950 yılı ilkbaharında Orta Okul mezunu oldum. Aynı okula devam edeceğim. Yani Kabataş Erkek Lisesi 1.sınıfına kaydımız otomatik olarak yapılıyor. Bizlere yine Ortaköy yolları görünmüş oldu. 1950-1951 öğrenim yılı başarılı bir biçimde geçildi. O yıl Kimya’dan ikmale kalmama rağmen sınıfın birincisiydim ve bir bankanın sınıf birincileri için koyduğu kumbaralı ödülü ben almıştım. Ayrıca her sınıfın en çalışkan üç kişi-si seçilerek okulda iftihar listesi yapılırdı. Bu listede resimlerimiz de bulunurdu ve okulun bir panosunda bu iftihar listesi ilan edilirdi. O yıl ben de bu listede yer aldım.

1950 yılında iktidarı alan Demokrat Parti (DP) bizi yakından ilgilendiren bir kararla, lise öğ-renimini 4 yıla çıkardı. Her şey sil baştan yeniden düzene kondu ve Lise 2 den itibaren buna göre eğitim almaya başladık. Özellikle matematik ve müzik ile aram çok iyi ; her iki konuda da kendimi geliştiriyorum. Okulun korosunun değişmez elemanlarından biriyim. Ayrıca her yıl 19 Mayıs törenleri için gösteri gruplarına seçiliyorum. İki yıl izci oldum. Bir çok etkinliğe katıldım. Liselerde spor faaliyetleri, ‘Okul Spor Yurtları’ adı altında organize olarak yönetilir. Ben de iki yıl bu Spor Kulübünün Genel Sekreterliği’ni yaptım. 1953 yılı İstanbul’un fethi- nin 500.yılı olması nedeniyle çeşitli etkinlikler yapılıyor. Bunlardan biri de Nazım Kurşunlu’nun yazdığı (telif ettiği) FATİH adlı piyes. Okul olarak bu oyunu sahneye koyacağız. Bu oyunda ben de rol alıyorum ; Macar Elçisi rolü benim.

1953-1954 öğretim yılı bizim lisedeki son yılımız. Son sınıfa başlarken Fen ya da Edebiyat olarak bir seçim yapıyorsunuz. Ben tereddütsüz FEN KOLU’nu seçtim. Böylece FEN – A daki 27 öğrenciden biri olmuştum. İki fen sınıfı daha vardı. Bu sınıfta çok değerli üç arkadaşım oldu . Erol Kataş ile sıra arkadaşı, ayrıca Hilmi Yavuz ve Ülgen Arıkök ile sınıf arkadaşıyız. Çok şanslı bir yıl olduğunu düşünüyorum bizler için. Çünkü o kadar değerli öğretmenlerimiz oldu ki o ders yılı adeta bir küçük üniversite bitirdik. Edebiyat dersimize Behçet Necatigil, Matematik dersimize Kemal Gürsan, Astronomi dersimize Şerafettin Çintan, Sos-yoloji-Mantık dersimize Prof.Dr.Münir Raşit Öymen, Resim dersimize Ressam Ahmet Uzelli hocalarımız gelirdi. 1954 yılı içinde, Behçet hocamızın öncülüğünde çıkarılan sanat ve edebi-yat dergisi DÖNÜM, lise öğrencilerinin edebi yazılarına yer veriyordu. Bu derginin 1 Mart 1954 günlü sayısında bir şiirim yayımlanıyordu : ANADOLU’DA RENKLER. Bir sonraki, 15 Mart 1954 günlü sayıda ise bir hikayem yayımlandı : DEDEMİN KAHVESİ. Bütün bunlar gösteriyor ki lisede de hiç boş durmamışım. Tabii bu arada spor olarak okul takımıyla futbol antremanlarına çıkıyor ; fırsat buldukça da Erol Kataş ile minder güreşi yapıyoruz.

1954 yılı kışında olağanüstü bir olay yaşandı İstanbul’da. Bütün boğaz, Tuna Nehri’nden kopup Karadeniz üzerinden gelen buzlarla kaplandı. Günlerce boğazda bu manzara hakimdi. O kadar büyük buz kütlerleriydi ki bunlar, üzerlerinde yürünebiliyor, karşıdan karşıya geçme denemeleri yapılıyordu. Bu olaya tanık olmak ise yaşantımız içinde bir ayrıcalıktı. Bir daha böyle bir olay görülmedi.

1953-1954 yılı öğretim yılı sonunda gerek bitirme gerekse bakalorya sınavlarında başarılı olarak Kabataş Erkek Lisesi mezunu oluyorum. Ancak şu ayrıntıyı da zikretmeliyim. Lise mezuniyetim Fen Kolu’ndan olmasına karşın Bakalorya (Devlet Sınavı) sınavına Edebiyat Kolu’ndan katıldım. Böylece liseyi bitirirken iki ayrı koldan diploma sahibi olmuştum. Yani hem Fen Kolu hem de Edebiyat Kolu diplomalarım vardı. Kabataş E.Lisesi tarihinde, aynı dönem-de, bu iki diplomaya birden sahip olan başka bir kimse var mıdır ; bilemiyorum ?

Lise 11 de olduğum yıl, ilk kez ciddi anlamda musiki eğitimi almaya başladım. Beşiktaş’ta Halk Eğitim Merkezi’nin en üst katında İleri Türk Musikisi Konservatuarı yer almaktaydı. Kurucusu Hüseyin Saadettin Arel zamanın en ünlü musiki bilginiydi ve o tarihte henüz hayatta bulunuyordu. Konservatuarı, öğrencisi ve önemli bir sanatçı olan Laika Karabey yönetiyordu. Bir bakıma onların öğrencisi olmak gurur vericiydi. Ciddi bir eğitim süreci başlamıştı ve Cumartesi ile Pazar günlerimizin bir kaç saatini artık burada geçiriyordum. Solfej, temel bilgiler (nazariyat) ve teganni (yani birlikte şarkı söylemek) gibi derslerimiz vardı. Bu böylece iki yıl devam etti. 

Lise son sınıfta tanıdığım ve hala dostluğumuzu ve arkadaşlığımızı en üst düzeyde devam ettirdiğim Ülgen Arıkök ile o yıl, çok güzel arkadaşlığın temellerini atmıştık. Ortak tutkuları-mız, zevklerimiz bizi yaklaştırmıştı. Spor ve musiki bunların başında geliyordu. Arıkök ailesinin çok saygın fertleriyle, daha sonra da ailece dost olacağımız bir yakınlık oluşacaktı. Ba-balarımız satranç düşkünü ve aynı zamanda ustasıydılar. Onları bu oyunu oynarken görmek büyük bir zevkti. Arıkök ailesinin Cengiz, Ülgen, Aygen ve Işın adlarında dört delikanlı ferdi vardı. Ben bu arkadaşlık dolayısıyla, manen Aydın Amcam ve Binnaz Teyzem’in beşinci oğulları olmuştum. Bir futbol takımı kurmaya karar verdik. Aydın Bey İstanbul Teknik Okulu Yurt Müdürü. Okul içinde bir lojmanda kalıyorlar. Okulun adından yola çıkarak, Teknik Spor adında ve forma renkleri mavi-lacivert olan bir futbol takımı kuruyoruz. Arkadaşlarımızı ve yakınlarımızı da davet ederek 14-15 kişilik bir kadro oluşturuyoruz. Örneğin Yılmaz da Yalçın da bu takımın futbolcuları. Ciddi bir futbol takımı gibi, bütün malzemelerimizle her hafta sonu toplanıp, topumuzu oynuyor ; bazen bize benzeyen takımlarla maçlar yapıyoruz. Kış aylarında Pazar günleri saat 10-12 arası ; yaz aylarında ise Cumartesi günleri saat 16-18 arasında çalışıyoruz. Takımın bir de sembol adı vardı : (Bu adı Işın vermişti) : Pompaspor.
Bu çalışmalar neredeyse kesintisiz olarak 1962 yılına kadar devam etmiştir.

Musiki konusunda tutkum giderek artarak devam ediyordu. Liseyi bitirdiğim yıl İstanbul Belediyesi Konservatuarının giriş sınavını kazanarak oranın da öğrencisi olmuştum. Bu da ilerdeki koşullar beni zorlayana kadar iki yıl devam etti. Burada da Şefik Gürmeriç gibi, zamanın güçlü hocalarının öğrencisi olmuştum. Üniversiteye başladığım yıl bir başka girişimim daha oldu. Henüz kuruluşu iki yıl kadar olan ve yine bir musiki otoritesi tarafından kurulup yönetilen İstanbul Radyosu Üniversite Korosu’na kabul edilmiştim. Koroyu ise Dr.Nevzat Atlığ yönetiyordu. Üç yıl sonra bir Keman üstadı Avni Atun’un bir erkekler fasıl heyeti kurma girişimi olmuştu. Buraya beni de davet etiler. Radyoda bir sınav vererek, İstanbul Radyo'sunda, 15 günde bir Pazar günleri, bir saat süreyle fasıl programları yapmaya başladık. Bütün bunlar 1960 yılı sonbaharına kadar devam etti. Bu da 1954 – 1960 arasında yaklaşık yedi yıl gibi bir süreye karşılık gelmektedir. Bunların dışında çeşitli yerlerden davet ediliyoruz ve bu arada bazen bu işin maddi katkısından da yararlanıyoruz. Zamanın ünlü sanatçılarıyla tanışıyor ; bazen birlikte sanat icra ediyoruz.

 

 


 

Ortaokul İftihar Listesi resmi

 

Arıkök Ailesi

İki satranç ustası

Aydın Arıkök - M.Tevfik Aksoy

Yılmaz Kaya - Istanbul'a geldiği yıl

1954 Erol Kataş ile. Son sınıf Fen-A'da sıra arkadaşım.

Liseden sınıf arkadaşım Daim dost Ülgen Arıkök

Y.Mimar (DGSA)